|
ÇEVİRİ
CEHENNEMİNDE BİR MEVSİM: ŞİİR Kim
ne derse desin, bir dilin en yalın, süzülmüş, arı yaratımları,
verimleri şiirlerde izlenir. O büyük uçurumun, dil uçurumunun yanına
en çok yaklaşabilenler şairlerdir. Ne ki başka alanlarda ürün
verseler de, (deneme, öykü, roman, oyun, vb.), o uçurumsuzluk
alabildiğine duyumsatır kendini. O görkemli, büyülü duyu (duygu),
ya da şiir duygusu diyebileceğimiz yeti, okur-yazarda kaynak dilde
yaratılmış (üretilmiş) başka ve öncül metinlerle oluşur kuşkusuz.
Genellikle de kendinden bir önceki kuşakla yakın ilişkiler kurar
yazar-kişi. Gün geçtikçe birbiri ardına sıralanır soyyapıtlar,
kanmaz olur göz ve ruh, engin denizlere açılmak zorunludur eskiye doğru,
bilinmeze doğru. Yazı/n
(şiir yalnızca bir varoluş sorunsalı olmaktan çıkıp,
labirentlerde bir yolculuğa dönüşür. Zaman denilen boşluğun ardına
düşülür, deşilir, soruşturulur, sorgulanır orda her şey.
Yerellikten evrenselliğe, başka dillere, başka yaşantılara düşsel
gezintiler dönemidir artık. Bu da çoğunlukla başka bir kaynak
dilden amaç dile aktarılmış bir yapıtla başlar. Bu yaban dil,
yaban yaşantı kendi diliyle seslenmektedir ona. Tüm dünya yaratımı
önündedir, birbiri ardına açılır kapılar. Çoğu kez bir ya da
birkaç dilde kendi aracı olur bu yeni tanışıklıklara. Daha çok
dili gereksinir zamanla uğraşı. Ama başka dilleri yutmak için ayıracağı
onca zaman, kendi yapıtını oluşturma yolunda bir engeldir. Başka
aracılar kullanmaya başlar, o yaban dillerden kendi diline aktarım
yapabilen başka yolcular-gezginler; çevirmenler. Birçok şairin şiir
evrenine girilir böylece ya da girildiği sanılır. Her yeni tanışıklıkta
olduğu gibi, sonralar sorunları ve kuşkuları beraberinde getirir. Bir
başka yaşamın anlatısını oluşturan dille üretilmiş bir yapıt
(yani şiir) bir başka dile dönüşebilir mi? “Bir tercüme daima
bir ihanettir. Tercüme ne kadar mükemmel olursa olsun, bir Diba kumaşının
tersinden başka bir şey olamaz: tersinde de ipliklerin hepsi, tabii
vardır, fakat renkle ve resimleri inceliği kumaşın tersinde bulmak mümkün
değildir.” (Akakura Kakuzo, Çayname, Çev:A.S. Delilbaşı, Remzi
Kitabevi-İst. 1944, s.3334) Bu görüş özellikle şiir bağlamında
hayli yandaş bulmuştur. Bir başka dilde yapılaşmış, kurgulanmış
yapıt amaç dilde ne kadar kendi olabilir? Düzyazıya oranla, daha çok
biçimsel ve sessel özelliklerle donanmış (ritm, ölçü, uyak vs.)
bir yapı olan şiirin düzyazıyla çevrilmesi bile öngörülmüştür.
“Özgün
yapıtın getirdiği sorunlar, sınırsız sayıda tepkiyi önceden
belirler; sonra şiir yapıtlarının ölçülü-olmayan sözcüklere
aktarılmasına sayısız örnek de gösterebilir. Yazın’ın yalnızca
koşuktan oluştuğuna inanan Mallarme gibi bir koşuk ustası bile,
Poe’nun şiilerini düzyazıya çevirmeyi yeğlemiştir.” (Renato
Poggioli, Onsuz Edilemez Kuyumcu, Çev: Yurdanur Salman, Yazko-Çeviri/2,
1981, s. 153) Tüm bu tartışılır görüşlere karşın, şiir yine
de çevrilmiştir başka dillere. O önlenemez iletişim duygusu, yeni
üleşimlere, üretimlere, esinleme/esinlenmelere analık eder.
Okur-yazar kişi ardına düştüğü kendini başka dillerde, başka yaşantılarda
da avlamak ister gibidir. Bir başka dil karşısında duyumsanan bu
yabancılık, kendi dilinde ürün verenler için de uzak bir olasılık
değildir. kendi dilinde bu yabancılığı duyumsayan, dille nerdeyse
itiş-kakış olan yazarlar, genellikle bir başka dile zorlukla aktarılırlar.
Bu yazarlardır ki, o dilin gelişmesine, değişmesine, yenileşmesine
sınırzıs katkılar sunmuşlardır. “Özgün şiirin bile bir tür
çeviri olduğunu, bu dünyadaki görüntüler karmaşası içinde çoğu
kişinin artık duyamadığı o göksel müziği yeniden söze dökme çabası
olduğunu ne çok gizemci, ne çok simgeci savunmuştur!” (R.
Poggioli, A.g.y., s. 163) Yaratımın
bu içsel sorunları, çok doğal olarak sonsuz çelişkileri uzun
zamandır içinde barındırıyor. Her ne kadar şiirin başkalaşımlara,
dönüşümlere, yenileşmelere açık olduğu söylense de çeviri söz
konusu olduğunda zorluk hep gündemde. Ne ki bu zorluklar bu sonsuz çabayı
engelleyemiyor. Kültürler ve diller arasındaki alış veriş, bir dünyalı
için çok şey demek. Üstelik bu evrensel etkileşim, ulusal ve yerel
kii kısırlıkları da zorlayıcı bir kimik olarak, önemli görevler
üstleniyor. Tüm
bunar göz önüne alındığında, daha çok kişisel beğenilerden
yola çıkılarak yapılan, yani bilinçi bir seçimi ve sürekliliği
ereklemeyen çevirilerin, şiir çevirilerinin yazınsal yaşamımıza
katkıları yadsınamaz. Bugün bir çoğumuzun anımsamadığı ya da
bilmediği şiirler Türkçe’nin koyaklarına konuk olmuşlardır. Genç
kuşağın Vasfi Mahir Kocatürk çevirisinden Baudelaire okuduğunu
sanmıyorum. (Buluş Yay. 1957) ilk başımı 1961’de Samsun’da yapılan
Erdoğan Alkan’ın Verlaine çevirisine çok kişi görmedi. Özdemir
İnce’nin bir kalemle silip attığı Ö.İ’den önceki Rimbaud çevirileri
çok kişiyi etkiledi. (Alkor, Berk ve Alkan’a selam!) Büyük
Amerikan şairi Wallace Steawens’tan Talak Sait Halman’ın çevirdiği
kitap (Yeditepe Yay.) şairlerin bile dikkatini çekmedi. Sait
Maden’in Saint-John Perse çevirisi (Şiirler, Tan Yay. 1981) bir başucu
yapıtı olmasına karşın, hâlâ tükenmedi. E.E. Cummings’in “Hişt”i
(Çev: Tuğrul Asi Balkar, Duvar Yay.) sessiz sedasız gelip geçti. Hoş
iyi bir çeviri değildi. Ne ki kimse de buna değinmedi! Borges’in
“Tılsımlar”ı (Çev: Gülbin dalaman, Armoni Yay. 1988) dört yıl
sonra ikinci baskıya ulaştı. Paul Celan “Nerdeyse Yaşayacaktın”la
(Çev: Oruç Aruoba, BFS Yay. 1989) az ve öz bir okurla buluştu. Allen
Ginsberg’in “Kuşbeyin!” adlı toplamı (Çev: C. Hakan Arslan, Şehir
Yay. 1991) kaç yılda tükenecek, ıssızlığı ne kadar sürecek
merak ediyorum. Mallarme “Zarla Şans Dönmeyecek”le modern şiirin
baş yapıtlarından biri olan bu kitabıyla selamlanmadı. (Çev: E.
Alkan, Deyiş Yay. 1985) Engin
denizlere yelken açan bu tür çabaları, neden ve niçin ayrımsamadığımızı,
geleneksel tembelliğimizle ve şiir sevmezliğimizle, yeterince açıklayabileceğimizi
sanmıyorum. Halka yağ çeken bu aydın tavrını bırakalım; yığınların
şiir sevmediği bir gerçek! Yığınların beğenisi günümüz şiirinin
çok çok gerisinde. Bir
çoğu dünyanın egemen dilleriyle yazan bu şairlerin yeterince
okunmadığından, yapıtlarının tümünün çevirilmediğinden ve
uzak dillerle yazan kimi şairlerin bilinmediğinden dem vuruyorsak, biz
Türkçe yazan şairler neden çevrilmediğimizi biliyor olsak gerek!..
|