|
JEAN
GENET YİNE TÜRKÇE KONUŞUYOR; GÜLÜN MUCİZESİ Pek
emin değilim ama, Genet ilk kez Salâh Birsel’in ağzından türkçe
konuşmuş olmalı; Hizmetçiler’le (M.E.B Yay, 1964). Başka bir
yer’de yaşananların dil’e dönüşmesi bile başlıbaşına bir
sorunken, amaç-dil’den araç-dil’e uzanan sarmal çizgi, yazan kişinin
sorunlarının ötesinde yeni sorunlar da doğuruyor; nerdeyse ikiye
katlanıyor her şey. Büyük bir cesarettir çeviri uğraşı. Okşarken
elinizde patlayan bir silah olma ihtimali kuvvetle muhtemelidir. Çevirmenlerse
bu tehlikeli büyük çağrıya meydan okuyan, avunmaz ruhlardır benim
için. Hoyrat, serseri, hırsız, lanetli, eşcinsel, aykırı gibi sayısız
sıfatı adının önünde ya da sonunda taşıyan Jean Genet’nin yapıtları
geç de olsa birer birer başka bir dilde konuşuyor, Türk okuruyla söyleşiyor
yani. Aslında Genet bir oyun yazarı olarak şanslı sayılır türkçede.
Hemen hemen tüm önemli sahne yapıtları çevrilir, oynanmasa da.
Hizmetçiler’den sonra Genet ancak 1981’de yeniden türkçede görünür,
bu kez Yıldırım Türker’in türkçesiyle; Gözetim Altında (Yazko
Çeviri, eylül-ekim, no:2). Yine uzun bir suskunluktan sonra Uğur Ün’ün
çevirisiyle, Jeannot yine türkçe konuşur; Balkon (Ayrıntı Yay,
1990) Bu yıl uğurludur Genet okurları için ve bu ke bir yazı-denemesi,
ünlü yontucu Giacometti ile ilgili yazdığı kitap türkçeleşir; Hür
Yumer’in çevirisiyle Giacometti’nin Atölyesi (Metis Yay, 1990) Bir
yıl sonra yeni bir Genet yapıtı daha türkçede konaklar. Bu bir Sosu
Dolanoğlu çevirisidir; Paravanlar (Remzi Kitabevi Yay, 1991). Böylece
tüm önemli sahne yapıtları türkçeye çevrilmiş olur Genet’nin,
Zencileri dışında. Ne ki, JG adının dünya çapında tanınması
oyunları aracılığıyla gerçekleştiyse de, onu dayanılır ve çekici
bir yazınsal kişilik durumuna getiren Hırsızın Günlüğü adlı
otobiyografi yapıtı, Çiçeklerin Meryem Anası ve Gülün Mucizesi
adlı romanlarıdır. 1942’de hapishanede uzun şiiri İdam
Mahkumu’nu yazmış ve şiirlerini 1948’de Poemes adı altında
toplamıştır. JG çevirmenlerinin 1964’den bu yana katettikleri yol
hayli verimli bir vadiye ulaştı. Oyunlarıyla başlanan çeviri uğraşı
düzyasının çetrefilli patikalarına daldı bile. Nihayet mucizevi
incelikler ve yazınsal derinlikler içeren romanı ben roman demekte
duraksasam da, tüm dünya roman dediğine göre öyledir! türkçede
varoldu; Gülün Mucizesi. (Ekin Yay, 1994) Bu kez yine başka bir çevirmenden
geliyor, Genet’nin türkçesi; Hamdi Tuncer. Genet oldukça güzel ve
özenli bir türkçeyle konuşuyor, birkaç garip kullanım dışında.
Kendi dilinde bile oldukça zor algılanan, karanlık yollarda dolanan,
izbelerin yazarı Jeannot, bir başka dilde, türkçede karşılanması
çeşitli güçlükler taşıyan argısundan ödün verilmeden dilimize
kazandırılmış. Genet bu başyapıtının bir yerlerinde şöyle yazıyor;
‘Bu kitap bana pek zor geldi. Yazarken tad almadım hiç. Zevk almadan
dalıyorum balıklama, bu olağandışı çocukluğun serüvenine. İçimden
kendi kendime eğlendiğim, bu anının işaretiyle eski öykülerimle
kafayı bulduğum hâlâ oluyor elbette. Onları kafamda tekrar canlandırıyor,
her birini esas oğlanı ben olduğum destanlara dönüştüren günün
acıklılık, modasına göre tamamlayabiliyorum ama aynı tutkuyla
olmuyor artık.’ (s.146) Gülün Mucizesi gerçekten bir zor-kitap.
Toplumdışı bir yaşamın, yine insanlıkdışı bir cezalandırma
sisteminin sonucu hapishanelerde, Jeannot’nun çeşitli hapishane
deneyimlerinden süzülmüş zor bir yaşantının kitabı bu. İki büyük
hapishanede geçen onca uzun yıl, binlerce çocuk denecek yaştaki
delikanlı, (ki bu çocukların çoğu hırsızlık, ırza geçme gibi
adi suçlardan yatmaktadırlar) ve Genet’nin sonraki yaşamını
etkileyecek, yapıtlarında soluk almaya devam edecek üç genç aşığından
ona kalanlar bu kitabın temellerini oluştuuyor. Gülün Mucizesi’ne
roman diyemediğimden sözetmiştim ya, Genet’nin şu yazdıkları da
görüşünü destekliyor sanırım; ‘Roman yazıyor olsaydım, o
andaki hareketlerimi uzun uzun anlatmak benim çıkarıma olurdu ne ki
ben bu kitapla, çekilmez bir uyuşukluk halinden; orospuluk ve
dilencilikten geçmiş, her türlü etkiye açık, suçlular dünyasının
çekiciliğine kapılmış, aşağılık ve utanç verici bir yaşamdan
kurtulmak için giriştiğim deneyimi göstermek istedim yalnızca. Daha
soylu bir yaşam biçimi için ve yine onun sayesinde eski yaşantımdan
kurtuluyorum.’ (s. 26) Yazı Genet için bir kurtuluş yolu, çoğumuz
gibi. Yukarıdaki altıdaki öngörüsü de gerçekleşir ve yazdıkları
sayesinde, onu önemseyen yazar ve aydınlar aracılığıyla hapisten
de kurtulur. Bir şişenin içine koyulmasa da bu S.O.S yerine ulaşır.
Genet’nin affı için uğraşanlar arasında Andre Gide, J. Paul
Sartre ve Jean Cocteau gibi önemli adlar vardır. Genet’nin bu yapıtının
birçok bölümü, dünya, yaşam ve yazın üstüne yazılabilecek küçük
ama incelikli denemeleri de içinde barındırıyor; Kimi yanlışlar,
tercümede, bir sözcüğün bir sözcüğün yerine başkasını
koyarak ansızın bizi kendi hakkımızda aydınlatır. Bu zıpçıktı
sözcük sayesinde şiirin açığa çıkıp tümceyi güzel kokulara bürümesini
sağlayan bir araçtır. Bu sözcüler söyleyenin iyi anlaşılmasını
engelleyen bir tehlikedir.’ (s.40) Daha fazla alıntılamak
istemiyorum. Ne ki, dönemin popüler romancılarının ve onların
romanlarında boy gösteren delikanlılarla, aşıkları arasında kurduğu
koşutluğa değinirken söyledikleri (kasıtlı olarak yazdıkları
demiyorum!) ince bir alayla süslenmiş bir yoğun denemedir. (s.
120-121) Sözü fazla uzatmayalım. Genet pek sık olanak bulamadığı
okurumuzla yine türkçe söyleşiyor ve en önemli verimlerinden
biriyle. Bu karanlıktan gelen yoğun sese kulak verin diyorum; kötülük
size bir daha bu denli güzel görünmeyebilir! Kitabın
yayıncısına not: Bu yazının sonunda, bu kitabın güzel kapağı
(imza Sadık Karamustafa), ve bu güzel çeviri için sizi kutlamak
isterdim! Ne ki, bu önemli ve özenli çalımayı bir dizgi yanlışlıkları
klasiğine dönüştüren sizleri kutlamak gelmiyor içimden Olsa olsa
buruk bir el sallama benimki. Yeni bir baskıyla her şeyin gerektiği
gibi olacağını ummak istiyorum yalnızca.
|