|
KAMELYASIZ
KADINLAR Geçtiğimiz
son on yıl içinde yayımlanan romanları ve öyküleriyle yazınımızda
önemli bir yer edinen Selim İleri, incelemeleri ve eleştirileriyle de
yazar kişiliğini iyice belirginleştiriyor. Çağdaşlık Sorunları
ve (1978) Uzun Bir Kışın Siyah Günleri’nde (1981), İleri’nin Türk
romanı ve öyküsüne –giderek düzyazısına– geçmiş yazınsal,
düşünsel yaşamımıza bakışı, kuşkusuz kendi romancılık serüveni
açısından da, önem taşıyordu. Yazarlığının gündeme
geldiği günden bugüne değin yazınımızı tümlük sorunuyla karşı
karşıya gördüğü açıkça belli olan İleri, yazdığı roan ve öykülerde
de geçmişe yaptığı göndermelerle, var olan kalıtı değerlendirmeyi
öngörüyordu. Romancı kişiliğiyle yazarlığını her olanakta tümleştirmeye
çalışırken de, yazınsal ve yaşamsal olanın aşmasını yapıtlarına
konu ettiğini anımsayacaktır okurlar. İşte, birçok alanda yapıt
oluştururken (roman, öykü, eleştiri, inceleme, deneme) işlediği
sorunları başka başka biçimlerle, biçemlerle irdelemeyi sürdüren,
giderek sanatçı kişiliğini yazdıklarıyla tümleştirme kaygısını
her zaman duyumsayan Selim İleri, yeni bir incelemesiyle çıktı okur
karşısına; Kamelyasız Kadınlar.(I) Adının
da çağrıştıracağı gibi yazınsal bi yapıta konu olmuş kadını
–kadınları– öne çıkararak, o dönemin koşullarını, toplumsal
ve yaşamsal sorunlarını irdeliyor kitaptaki yazılar. İleri, geçmiş
yazarlarımızın (yapıtta söz konusu edilen yazarlar; Namık Kemal ve
Samipaşazâde Sezai’dir) kadın kahramalarından yola çıkarak, düzyazımızdaki
düşünce ve duyarlık arasındaki ilişkileri, kopuklukları imliyor.
Namık Kemal’in İntibah ve Akif Bey adlı yapıtlarından söz açan
iki yazıda dönemin diğer yazarlarına, siyasal yaşama, yöneten ve yönetilen
arasındaki ilişkiye, bireyin orunlarına değin’sorunsallık’ taşıyan
bir çok olgu tartışılıyor, açımlanıyor. Samipaşazâde
Sezai’nin Sergüzeşt’ini irdeleyen yazıdaysa Türk yazınında özgürlük
kavramını yer alışı, gündeme gelişi anlatılıyor. Ondokuzuncu
yüzyıl sonlarında Osmanlı toplumunun geçirdiği çöküş sarsıntılarının
sürekli duyumsandığı bu yazılarda, dönemin aydın sorununu, yazar
ve düşünce adamı ikilemi arasında sanatçı kişinin gel/git’ini,
bireyleşme isteinin yazarlarca nasıl önlendiğini, kurmacanın bir
kez daha toplumsal sorunlar karşısında dize geldiğini alımlamak
olası. Bir incelemeden çok –yer yer– deneme tadını barındıran
bu yazılar, İleri’nin yalın ve arı anlatımı akıcı biçimiyle
okuru kendine bağlayacak, yaratımsal kişiliklere bakışını
etkileyecektir kanımca. Gelenek
bağlamında, kendi yazar kişiliğini geçmişin satırları arasında
arayan İleri, nesnel açımlamaları, önemli saptamalarıyla
‘kamelyasız kadınlar’dan ‘kamelyasız insanlar’a değin İleri’nin
incelediği yapıtların yazarları da kahramanlarını, kendi
kuruntuları (kurmacaları) olan kahramanlarını savunmazlar. Yaşama
biçimimize, toplumsal yapılanmamıza koşut bir olgudur bu da. Giderek
yazarın da ayrıksı kişiliğiyle, toplam ve toplumla olan çelişkileriyle
bir ‘kamelyalı’ya dönüştüğünü duyumsarız. Geçmişte
kurduğu iletişim ölçüsünde bugüne yaptığı göndermeler de gözden
kaçmamalıdır yazarın; “Töre
iyiyle kötüyü birbirinden çok keskin çizgilerle ayırmıştır. Bir
renk dalgalanması arayan sanatçı, boşlukta kalır bu yüzden.” (s.
12) “Giyim
kuşamdaki yenileşme, gerçekte, batılılaşmayla birlikte beliren ve
daha değişik bir güzelduyu anlayışının sonucudur. Bu doğal
ifadelerin ve dışavurumlarının yadırganmasındaki baş etken, halk
tabakalarının giderek yoksullaşması, iktisadi, siyasi hayattaki akıllara
durgunluk verici tutarsızlıklar ve dengesizliler, nihayet savaş yıkımlarının
yarattığı büyük kayıplardır... Yoksul halk, zengin tabakayı
kendi doğal koruyucusu saymaktadır. Yoksulla zengin arasında,
herhangi bir sınıfsal uzlaşmazlığa rastlanmaz.” (s. 16) “Düşünce,
ahlâkla ikide birde çatışır. Tutucu törel ahlâk olup bitenleri
mahkum etmekte, ama meselenin köklerine inmemektedir; geçmişin ahlâkî
ilkelerine dönmekten başka çare aranmaz. Yeniyi savunan ileri çevrelerse,
hangi yolda yürüyeceklerinin tam bilincinde değillerdir.” (s.
16/17) “Aslında
heres başka bir şey söylemek istemekte, ama istediğini açıkça
konuşmaya yanaşmamaktadır. Daima, ikiyüzlülük, kaypaklık belirir
ve dokuya sızar.” (s. 17) Selim
ileri’nin Kamelyasız Kadınlar’ında yer alan üç yazı da (Bir
Peyzaj Denemesi / Kamelyasız Kadınlar / Esaret ve Özgürlük) kısaca
değinmeye çalıştığım sorunları, sorunsalları irdeliyor. Yazılar
kendi başlarına oluşturdukları yapı dışında da bir tümlük oluşturuyorlar.
Ben de bundan çıkarak üç yazının ana izleklerini imlemiyle çalıştım.
İleri’nin geçmişe bakışının bugüne kazandıracaklarının yalnızca
bir yazınsal etkinlik olmadığını söylemek isterim. Güncelliğin
her şeyden çok ilgi gördüğü yazınımızda geleceğin geçmişle
değerlendiğini, belirlendiğini anımsatan çabaların yanında yer
almaktadır Kamelyasız Kadınlar.
|